Eki. 28, 2009 · Kategori: AKLIMIN İLK SATIRLARI



 Hiç yazılmamış bir yazıda ne kadar ve'li cümle kuruyorsa insan, o kadar yalancıdır aslında. O kadar da acısı olur saklamak istediği. Ve ben şimdi ve ile başlayacak kadar bitirilemez ve'lerle susuyorum. Kim bilir işte, belki…

Aynı şarkıları başka makamlardan dinliyorum. Bütün makamlar şarkılara ağlamaklı bu mevsim. Ben unutuyorum tepemde doğan sarı renkli şeyleri. Şeylere dahil ediyorum sonra güneşi. Güneş bu yüzden hiddetli bana belki. Bu yüzden ısıtmaz, bu yüzden yalancı, bu yüzden umursamaz. Acıların bütün vebalinden ben sorumluyum. Ödediğim tüm bedellerin fatura çıkışını kendim yazdım. Kitap cümleleri kadar güfteye özenti kelimelerin tamamını hem okudum bazen de yazdım. Öyleyse kimseye yok verecek hesabım, hesapların yürek çıkışlarını dönmemek üzere uzun olanını yaptım, bu gece de onayladım…

Günlerden de sıkıldım şimdi, artırılarak birikmeye bırakılmış her ne bildinse onların alayından da belki . O kadar hızlı yürüdüm ki geçmediğin o yollardan, ben yoruldum. Dizlerimde tükenen dermandan başka bir "şey". Ve sen bir cümleye "ve" ile başlar "şey" ile devam edersen yazıktır artık haline; seni hiç kimse anlamaz.. Sen koşarken oturarak susanlar, hiçbir halt işlemediği halde hararetlenip susayanlar dahil seni artık hiç kimse anlayamaz.

Düşündüklerimiz olurdu eskiden, düşünmesi bile huzur vermeye yetecek kadar güzel fikirlerimiz bulunurdu zulalarımızda. Aklımıza ve yüreğimize sığmayarak taşan, paylaşılan, -paylaşıldıkça çoğalmaz bu yalan- ama ince düşünmekler olurdu, huzur doluydu. Dalda ağlıyor artık tüm yeşiller. Yollardan geçtiğim her uzunlukta ağlayan yeşilleri görmek içimi cızırdatarak yakıp geçmiyor, hep kalıyor. Katıldığım düğünlerdeki güzel yüzler mi değişti halayların figürleri mi bilmiyorum... ama değişti çok şey. Ve artık eskisi gibi değil hiçbir şey. O dahil, ben dahil, evren ve evler dahil hiçbir şey eskisi gibi değil. Hiçbir yeniliğe açık olmak istemiyorum ben artık. Yenilik dediğin kılık değiştirerek ve en olmadı yanılsamalardan keyifli, tek seyirlik, çok oturumluk acılarmış. Her yenilikte kerelerce acıya batırılarak cızırdatıldım, kızartıldım. Tenimde değil de yüreğimdeki en görünmez aleniliklerde çok yanık izleri taşırım. Yanıklarım her kılık değiştiren bir yeniliğin armağanıdır Ve ben hiçbir yeniliğe açık olmayı istemeyecek kadar kapanmalıyım bir süre bir şeylere; beklide sade yüreğimdeki onca yanık izi dinlenceyle tedaviye dursun ve açık yaralarım kapansın diye…

Yollar şahitlikten, sözler verilmişlerden sıkıldı artık. Artırılarak geleceğe devredilmiş ne kaldıysa şimdi, artık. Bir tabakta bırakıldığı için çöple kardeş olacak kadar alınyazınsal bir artıklık bu. O denli tedavülle kanlı bıçaklı, mukadderatla can ciğer yani…

Anadili olmayan ne var bilmiyorum. Öztürkçe'si olan ayrılık var ama. Her ayrılma halini öztürkçe ile açıklayamazsın sen ve ben de. Bu yüzden anadili olmayan her nöbetsel ağlama töreninde susuşun gelir; bu ağlama halim ayrılıktan mı diye öztürkçe gelir.

Ağlamak güzel şeymiş. Bunu çok evvel zamanlardan sonra ağlayamayan bir güzel yüz kası görünce anladım. Ağlayamayanların her işlevsiz kası için ben de sorumluydum evrenden diye midir şimdi bunca uzun, bunca amansız ağlayışlarım dedim kendime, ağladım.

Bazen çare diye inandıklarımızın en aman vermez hastalıklardan geldiğini göremeyebiliriz. Çare, amansız gecelerin ışığa sızdığı aydınlıklar olursa vardır. Hep karanlıktan sesi gelen de çare diyorsa bulduğu çok anlık oyalanma oyunlarına işte o yalan. Genlerinde kalıtımsal bir ayrılığı taşır her insan. Her ayrılık başka bir yola sürükler öykünün kalan kısımlarını. Babamdan dinlediğim masalları kendim yazmaya başladığımda anladım. Her masal için bir son bekler, yastığa koyduğum başımla diretirdim: "Hadi baba, masalın sonunu da oku" derdim. Oysa her masalın bir sonu olmayabilir; her son bir masal da gerektirmeyebilirmiş. Anadilin gözyaşı da yoktur ama her ayrılık öztürkçe'den geçer bir gün. Anlarsın, ağlarsın, benim gibi; ağlamak için yüz kaslarına sahip olamadığı için susuşuyla makineme poz olan o güzel yüz gibi; yüzsüzlük nedir desem tanımını bile bilemeyecek kadar başarılı ve bir bilememe halinde evrenin en başarılı sayacağı o genç adam gibi. Her yol ama her yol ayrılıktan geçermiş bir gün. Öğrettiklerimi uygulama, öğrettiklerini unutmama zamanıdır şimdi. Gözyaşının anadili olur mu bilmem ama öztürkçe'den gelirmiş meğer ayrılık. Ve bazen masallar bitmek için bir sonu bekleyemezmiş. Bir masal daha bitti. Oysa devam ediyor yaşam. Hiç vazgeçmedim ki inancımdan; hep söyledim, hep inandım; bütün acılar ve ayrılıklar bir gün hücrelerinde uyuşarak varlığını hissettiremez olacak kadar ayrışmaya teslim duracaklar. . Çünkü durmalılar. Çünkü ayrılığın öztürkçe'si var. Çünkü gözyaşının anadili yok. Ve çünkü, hiçbir acı varlığını sonsuza dek sürdürebilecek kadar dünyanın duygusuzluğuyla zıtlaşmadı. Çünkü hangi acı olursa olsun yaşamsal süreçte kendisine bizzat, asilik yapmadı, yapamazdı. Sen benim içimde sonu gelmeyecek en derin, en içli, en kesiksiz, en sancılı, en közlü acı.....

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

<_script /><_script />